Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları olarak Türk dış politikasındaki radikal değişiklikleri ve yaşananları anlamaya çalışıyoruz hep birlikte. Osmanlı devletinin mirasçıları olarak Osmanlının aktif dış politikalarını unutalı yıllar oldu. Şu anki nesil pek alışık değil öyle Gazze, Somali gibi uzak konulara! Biz 99’daki 17 ağustos depreminde deprem bölgesine bile gitmeyen ama 11 eylül saldırılarıyla yıkılan ikiz kulelerde ölenlere enkaz başında göz yaşı döken dışişleri bakanlarına alışıktık, alıştırılmıştık. Güzel sirtaki oynamakla meşgul olurlardı kendileri. Doğrusu güzelde oynardı..!
Uzak konular dedikse bizim dar ufkumuza uzak tabi. Buralar daha bir insan ömrü kadar yakın bir zamanda bizim topraklarımızdı. Arnavutluk, Bosna-Hersek, Makedonya, Libya ve bütün bir Arap yarımadası boydan boya… düşünmesi bile zor şimdi. Akıl almıyor değil mi?
Yurtta sulh cihanda sulh anlayışını komşularla sıfır sorun politikasıyla tahkim etmeye çalışan Akp dış politikası bugün neden bol sıfırlı dış politikaya dönüşmekle itham ediliyor? Birkaç kulvarda birden sırtlandığımız restleşmeler nasıl sonuçlanacak.? Şimdi hep birlikte bunun sonucunu bekliyoruz büyük bir merakla.
Davutoğlu’yla beraber akmaz kokmaz dışişleri bakanlarından kurtulup vizyoner aktif dış politika sahnesine çıkıldığından beri Türk insanına garip gelen şeyler oluyor ve olmaya da devam edecek.
Filistin/Gazze meselesi üzerinden İsrail’le, iç karışıklıkları yüzünden Suriye ile, doğu Akdeniz’deki petrol/gaz yatakları ve münhasır alan sorunu sebebiylede İsrail-Rum-Yunan üçlüsüyle restleşip duruyoruz. Akdeniz’deki enerji yatakları için Rum-Yunan ikilisiyle girişilebilecek bir savaşta herhangi bir beis görmeyen ve söz konusu rezervlerin buna değeceğini vurgulayan bir askeri raporumuz var. Sıksık donanmamızdan bahsediyor dış politikadaki karar vericilerimiz ve nihayetinde donanmamız çok uzun yıllar sonra hem de tehditkar bir tutumla Akdeniz’e inmiş bulunuyor. Batı basınında Barbaros Akdeniz’de manşetleri atılıyor.
Mavi Marmara baskınıyla gerilen Türk İsrail ilişkileri önümüzdeki günlerde BM’de gerçekleşecek Filistin’in bağımsızlığı oylamasında yaşanacak diplomatik muharebeyle daha da gerilerek kopacak.
Peki ama tüm bu restleşmeler gerçekten yalnızca Filistin ve Gazze için mi?
Elbette ki hayır. Türkiye İsrail’i doğu Akdeniz’den söküp atmak için bahane arıyordu zaten. Birde Filistin davasında alınabilecek artı bir reel sonucun kazandıracağı getiriler var. Masada kaybetme döneminin de böylece bitmesi hedefleniyor. Tabi hesaplar tutarsa...
Evet elbette ki! Türkiye dört yüzyıl yönettiği topraklara yumuşak geri dönüşün yolunu, en zor yerden açmak istiyor ve bilerek bu en zor yolu tercih ediyor.
Karşılıklı diklenme ve tehditvari açıklamalar muhtemel bir savaşın kapısını aralıyor. Açıkçası gaz ve Gazze üzerinden acımasız bir bilek güreşine giren taraflar yavaş yavaş ellerini kılıçlarına atıyor artık. Dua edelim kılıçlar kınından çıkmasın… Öyle birilerinin dillendirdiği gibi ABD’nin müttefikleri arasında izin vermeyeceği ve hatta yaşananların bir tiyatro olduğunu savunmak pek mevcut durumla örtüşmüyor. Keşke bunun bir tiyatro olduğu görüşünde haklı olsalar...!
Eğer savaş olmayacaksa bunun tek yolu İsrail-Rum-Yunan üçlüsünün pes etmesiyle ve mutlak geri adımıyla mümkün olacak. İsrail küstahlığının faturasının ödenemeyecek kadar kabarmasına kadar varmaz belki süreç ama hiç de alışık olmadıkları bir sonucu doğru gidiyorlar hızla. Akıllarında Araplara karşı kazandıkları zaferler var ve bu başlarını döndürmüş vaziyette. Devlet başkanlarının Beyaz Saraya yalvardığı ve İsrail haritadan siliniyor diye döktüğü göz yaşlarını çoktan unutmuşa benziyorlar. ABD müdahil olmasa Mısır devlet başkanı Cemal Abdünnasır hesaplarını görmüştü çoktan.
Rum-Yunan ikilisine gelince …rezalet durumdalar. Akdeniz’e indirecekleri askerler yorganları kemirecek böyle giderse..! Bu korkuyla AB’den gelen fonları silahlanmaya yatırarak daha da batacaklar.
Bu küstah üçlünün hesap edemediği, dünyanın merkezi kayıyor. Güç dengeleri hızla değişiyor. AB ve ABD’de kasalar boş artık. Kazanın dibi delik yani. Kapitalizm putlarını kurban etmeye başladı bile. Türkiye ile savaşa girmek onlar için tam bir felaket olur çünkü toplumsal değerleri çökmüş toplumlarıyla kaldırabilecekleri herhangi bir yük yok zaten. Psikopata bağlamış durumdalar. Batının en iyilerinden gösterilen Norveç’te ki polislerin silah taşımamasıyla övünürlerdi. Ama bir kişi bilerek ve isteyerek 75 kişiyi tek tek öldürdü. Hepsi aynı durumdalar aslında. Titaniğin ihtişamı sizi büyülemesin. Zira gemi hızla su alıyor ve batması mukadder.
İsrail küstahlığının bedelini ağır ödeyecek ve bu hesabı bizzat ABD kesecek hiç alışık olmadıkları bir şekilde. ABD buna mecbur ve İsrail’in bitmek tükenmek bilmez şımarıklığından bıkmış durumdalar. Türkiye’den özür dilemediklerine bin pişman olacaklar. Oyunu iyi okuyan Türkiye geri adım atmaya niyetli değil ve ordusu üzerinden pazılarını şişirmiş bulunuyor.
1922 den beri ciddi bir savaşa girmemiş olan Türk ordusu artık sahada. Şayet çıkacak bir savaşta bu üçlüyü dize getirmeyi başarabilirse bu hem onlar hem batı için kabus olur. İslam dünyası ise dünyanın tam merkezinde uyanmaya hazır bir dev ve böyle bir şey bekliyor uyanmak için.
Türk hükümeti ve ordusu muhtemel bir savaşa hazırlanıyor. Belki Hasdal mesaileri bile bu yüzden yazılıyor bazılarına. Ne demişti Bülent Arınç: iyiki bu orduyla savaşa girmemişiz. Sanırım ordumuz iyiki böyle bir savaşa girmişiz kıvamına getiriliyor.
Yazıyı Tevrat’tan bir alıntıyla bitirelim de ne demek istediğimiz daha bir güzel anlaşılsın.
Tevrat Şöyle haber veriyor: “Yehuda’da bildirin ve Yeruşelim’de işittirin; Memlektte boru çalın. Yüksek sesle bağırın ve deyin : Toplanın da duvarlı şehirlere girelim. Siyon’a doğru bayrak kaldırın kaçıp sığının. Durmayın! Çünkü ben (Yehova), Şimalden (Kuzeyden üzerinize) bela ve büyük kırgın getireceğim! Arslan yerinden kalktı. Ve milletleri helak edici (kavim) yola düştü. (O ), Şehirlerin harap olsun, oturanı kalmasın diye, senin diyarını viran etmek için yerinden kalktı” (Yeremya, Bap 4, Ayet 5-7).
Fazla lafa gerek yok anlayacağınız…