Güncel Siyaset Ekonomi Dünya Spor 3. Sayfa Sağlık Eğitim Teknoloji Medya Kadın Aile Yaşam Kulis Mizah
Ana Sayfa > Ahmet Ay > “Modernleşen Türkiye’nin Tarihi” Üzerine...
“Modernleşen Türkiye’nin Tarihi” Üzerine...
22/02/2012 - 21:30
Ahmet Ay
0 Yorum
248 Okunma
Makaleyi Yazdır
Diğer Yazıları
Bir şampiyonluğun öğrettikleri...
Yenilmezler Takımı Filmi Üzerine...
Masonların hepsi öcü mü?
İnsan mı yoldan geçer, yol mu insandan?
Tanınmak, her zaman bilinmek demek değildir
Bütün yazılar

Yıllardır kafamda birşey var: Bence tarih, bize okullarda öğretildiği gibi bölümlendirilmiş olmamalı. Kişi bazlı veya devlet bazlı bir bölümlendirmeden konu bazlı bir bölümlendirmeye geçilmeli. Böylesine kişi/devlet merkezli olduğunda tasnifler, tarihsel dönemler arasında ilgi bağı kurmak da giderek zorlaşıyor. Bilgileri böylesine kategorize etmek, kategoriler arasında da geçişleri zorlaştırıyor. Yıllardır düşünürüm bunu... Hatta bir taraftan da eleştiririm. Böylesi bir tarih anlayışı, bizi, sistemi ve altında yatanları değil, sadece yüzeyde kalan isimleri tartışmaya götürür. Ve Bediüzzaman’ı Lemaat’taki ifadesiyle aferinler hep yukarıya (liderlere) giderken, kusurlar hep halka indirgenir. Herşeyi kişilere bağlamanın sonucu budur. Bu yargı hatalıdır... 

İşte bugün size anlatmak istediğim kitap biraz da bu yüzden gözüme daha bir kıymetli görünüyor. Eric Jan Zürcher’e ait olan ve Türkçe baskısını İletişim Yayınları’nın okurlarla buluşturduğu “Modern Türkiye’nin Tarihi” bu eserin ismi... İçindeki işçiliği çok takdir ettiğim için çevirmeni ve editörünü de ayrıca belirtmek istiyorum. Yasemin Saner ve Berna Akkıyal. Yasemin Saner, kitabı sadece tercüme etmemiş, yutmuş adeta. Kitabın sayfaları arasında çevirmen notlarıyla bölümler arası yaptığı göndermeler, bir çevirmenin nasıl yarım editörlük işi olduğunu ortaya koyuyor. Bizde biraz mütercimlik salt metin aktarımı gibi düşünüldüğü için söylüyorum, Yasemin Saner’in bu kitaptaki işçiliği hepimize örnek olmalı. O notları, hakikaten kıymetli şeyler. Ve Berna Akkıyal’a da kocaman bir alkış gerek. Kitabın içerisinde (ki beş yüz sayfadan fazlaydı) gördüğüm tashih sayısı bir elin parmaklarını ya geçer, ya geçmezdi. Öylesine iyi okunmuş ve düzenlenmiş bir metindi bu metin. 

Modernleşme konusunu Türkiye’nin yeni kurulduğu yıllara veyahut İttihat ve Terakki’ye münhasır görmeyerek ta II. Mahmud’a ve onun öncesine kadar götüren bu çalışma, aslında bu topraklarda yaşanan değişimin nasıl bir puzzle’ın parçaları olduğunu da ortaya koyuyor. Hatta II. Mahmud dönemindeki ıslahatları anlatırken kullandığı “Kemalizmin ilk uygulamaları bu zamanda yapıldı diyebiliriz” cümlesi (aklımda kaldığı gibi yazdım, birebir tutmayabilir) Kemalizm’in dahi bu topraklarda Mustafa Kemal’in icadı gibi algılanmasının ne kadar yanlış olduğunu göstermeye yeterliydi benim için... 

 

Demek ki, Kemalizm tıpkı Erik Jan Zürcher’in dediği gibi Osmanlı’da ta II. Mahmud dönemine dayanan (ve başlayan) bir başkalaşımın şimdiki adıdır. O değişimin aldığı sonuçtur Türkiye... İnkılaplar dahi birkaç kişinin ve anın uygulamaları değil; asırların mirasıdır. 

Kitap içinde bunu sıklıkla vurgulayan Erik Jan Zürcher, bir yerde de, Türkiye’de çok partili (ve nispeten demokratik) sisteme geçişi sanki Cumhuriyet’in keşfiymiş gibi göstermenin yanlış olduğunu, Osmanlı’nın onu yıllardır konuştuğunu ve tartıştığını söyler. Bu yönüyle Cumhuriyet, Osmanlı’nın ıslahat çalışmalarının daha şiddetli, daha sert ve daha keskin bir uygulamasından başka birşey değildir. Dinin devlet sisteminden uzaklaştırılması dahi ta II. Mahmud’un tasarılarında vardır, küçük adımları atılmıştır. 

Osmanlı’nın ve Türkiye’nin modernleşmesini bir ve beraber ele alan eser, böylece inkılap tarihini Osmanlı tarihinden kopuk, sanki onlarla hiç alakası yokmuş gibi ele almamızdan kaynaklanan hatalarımızı tedavi ediyor. Böylece pekçok boşluğu da zihnimizde doldurmamızı sağlıyor. Anadolu’daki müdafa-yi hukuk cemiyetlerinin oluşumunu Talat ve Enver Paşaların Teşkilat-ı Mahsusa’yı yeraltına indirmeleriyle ve Karakol örgütüyle ilişkilendirerek anlatan eser, o zamanlar Anadolu’ya gelen Mustafa Kemal’in bir direnişin elemanlarını nasıl hazır bir şekilde elinde bulduğunu da anlamamızı sağlıyor. 

AK Parti’nin seçimleri kazandığı döneme kadar bir bütün halinde modernleşmeyi anlatan eser, 2002 ve sonrasından bahsetmiyor. Sanıyorum, zamanımızda yaşananların biraz daha denge bulmasını ve dengeli yorumlanmasını bekliyor Erik Jan Zürcher. Bu yüzden AK Parti’ye küçük atıflar ve küçük bir kısım metin ayırarak kitabını sonlandırıyor. Türkiye’de Nurculuk hareketinin Bediüzzaman ekseninde ve daha sonra ise onun ilerici bir ekolü olarak Fethullah Gülen ekseninde kitaba dahil olduğunu belirtmeden geçemeyeceğim. Genelde tarih kitaplarında Bediüzzaman ve Nurculuk hareketi görmezden gelindiği için Erik Jan Zürcher’in ona bu kitabında yer vermesini ayrıca kıymetli buldum. Gerçi onun Teşkilat-ı Mahsusa’ya çalıştığını söylerek (ki Ayşe Hür’ün de yazdığı gibi hiçbir delili yoktur bu meselenin) birazcık çuvallıyor. Ama olsun, görmezden gelmemesi bile birşeydir. Kitap hakkında söylenecek çok şey var, hele Türkiye’nin ortaasya hamleleri hakkında. Ama nihayetinde küçük bir tanıtımdan başka birşey değil bu. Aşırıya kaçmayalım. Hepinize güzel okumalar...

22/02/2012 - 21:30
Ahmet Ay
0 Yorum
248 Okunma
Makaleyi Yazdır
YORUM YAZ
Haliç'te facia!
Betül Canfeza Şen
Doğunun Yaşayan En Büyük Mütefekkiri Sezai Karakoç
Tahsin Akpınar
Suyu Isınan Belediye Başkanları ve Yerel Seçimler
Ahmet Ay
Bir şampiyonluğun öğrettikleri...
Ahmet Kekeç
Sanattan anlamak için pos bıyık mı bırakmak lazım?
Hasan Cemal
Yoksa şimdi de ‘faili meçhul şike’ mi?..
Ahmet Hakan
Solcular, İslamcıları bağırlarına bastılar
Cüneyt Özdemir
Astsubaylar sosyal medyaya el koydu
 
Künye Sık Kullanılanlara Ekle Giriş Sayfam Yap Rss - Xml Siteme Ekle İletişim
Sitemiz sadece internet üzerinden yayın yapmaktadır.
Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılamaz.
2011
© Sıcak Gündem
Kodlama : Networkbil.net