O müthiş konuşmadan sadece bu ifadeye, bu ifadeden de sadece "kininin" kelimesine takılıp kaldılar.
Mesela...
CHP Parti Sözcüsü Birgül Ayman Güler, "Başbakan'dan biz dindar gençlik sözünden sonra kindar gençlik özlemi içinde olduğunu duyduk..." diyerek başladı maval okumaya.
Erdoğan "kininin" der demez maşallah hepsi birden "sevi insanı" oluverdiler.
Aydın Doğan'ın biricik kankası Ertuğrul Beyciğim bile Yunus Emre'den "sevi şiirleri" dercetmeye başladı, gerisini varın siz hesap edin.
Şöyle kuşbakışı bakalım:
Necip Fazıl'ın "Gençliğe Hitabe"sine muhatap olan Recep Tayyip Erdoğan ne yaptı, siz ne yaptınız?
Birgül Ayman Güler'in CHP'si "sevgi"sini nasıl yansıttı bu topraklara?
Dersim'de mağaralara sığınan insanları fareler gibi zehirlemediler mi? Sabahattin Ali'yi katletmediler mi? Nazım Hikmet'e hayatı zindan etmediler mi?
Merhum Başbakan Menderes'i idam ettikleri ipin masrafını ailesinden isteyen alçakların darbesini yıllar yılı bayram diye kutlamadılar mı?
"Kininin davacısı" olmayı öneren adam ne yaptı peki?
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olur olmaz, CHP'nin pislik içinde bıraktığı (çöp dağlarından geçilmeyen) sokakları temizledi.
Akmayan suları akıttı.
Nefes almakta zorluk çektiğimiz havayı kirlilikten kurtardı.
Nasıl bir "kinin davasıdır" ki bu, zerre miskali ayrım yapmadı.
Söyleyin hanginizin sokağı temizlenmedi, hanginizin suyu akıtılmadı, hanginizin havası kirlilikten kurtarılmadı?
Başbakan olunca da "kininin davacısı" olmayı sürdürdü tabii: Ekonomisi yerle yeksan olmuş bu ülkeyi, Yunanistan'ın örnek gösterildiği halden Yunanistan'a merhamet eder hale getirdi.
Ya Ertuğrul Beyciğim (bu ülkeye) "sevgisini" nasıl gösterdi?
"Gerekirse silah bile kullanırız" manşetleriyle silahlarını halka doğrultan 28 Şubat cuntasına yardım ve yataklık yaptı.
Hulasa...
Başbakan Erdoğan'ın "kini" Ahmet Kaya ve Mustafa Pehlivanoğlu için gözyaşı dökmeye neden olurken, Ertuğrul Özkök'ün sevgisi "Vay şerefsiz" manşetleriyle Ahmet Kaya'yı memleketine hasret şekilde yavaş bir ölüme duçar etti.
"Her şey hukuktan ibaret değil" diyen dünün "darbesevicisi" başımıza "sevi insanı" kesildi ya, helal olsun!
Şu ahmaklığa bakar mısınız: En güzel şiirlerinden biri "Yunus Emre'ye" adını taşıyan (oyunlarından biri de "Yunus Emre"dir) Necip Fazıl'a, Yunus Emre'den delil getiriyor.
Necip Fazıl'ın hitabesindeki o mücerret ifadenin zulme ve zalimlere karşı dirayetin ifadesi olduğunu Aydın Doğan'ın bu ahmak kankasına nasıl anlatacağız?
"Müntakim"in Allah'ın zatî sıfatları arasında yer aldığını bilir mi?
Ve, "fikrin öfkesi" diye bir şey duymuş mudur acaba?
Üstad taa 1944'te, "Öfkesiz fikir ne kadar acıklı bir manzaraysa, fikirsiz öfke de o nispette merhamete lâyık bir levha..." der.
Ah Ertuğrul Beyciğim ah!
Sende bu fikir öfkesinin zerresi olsaydı, "Ben dansözüm... Beni izleyen yılanın beli kırılır..." der miydin?
Sende bu fikir öfkesinin zerresi olsaydı, dün muhtar bile olamaz dediğine, bugün "Usta ne diyorsa o..." diye yalakalık yapar mıydın?
Sende bu fikir öfkesinden zerre miskali olsaydı bu kadar maskaralaşır mıydın?