Doksanlı yılların sonlarına denk gelen yıllardı.
Nüfusu tamamen Türk’lerden meydana gelen ve yeşil bir vadiye kurulmuş ilçelerin sakinlerinin televizyonlardan duydukları olaylar artık kendi bölgelerinde yaşanmaya başlamıştı.
Terörün korkunç homurtularını duymaya başlayan insanlar insiyaki olarak piyasaya yeni çıkan otomatik av tüfeklerine sarılmıştı… Adeta yağmalanırcasına tüfek satılıyordu.
Kâh bir yerde yol kesilip insanların paraları gasp ediliyor kâh birisi öldürülüyordu.
Bir polis memuru… Bir postacı… Birkaç sivil vatandaşımız…
Etrafta gezinmeye başlayan jandarma özel harekât timleri insanların güven duygularını okşasa ve göğüslerinin kabarmasına vesile olsa bile bu bir şeyi değiştirmiyordu.
Evlilik hazırlıkları yapan bir genç motosikleti ile düğün davetiyesi dağıtırken vurularak öldürülmüştü; dur ihtarına uymadığı teröristler tarafından.
Ova ortasından geçen koskoca şehirlerarası yol akşam vakti kesilmiş; yoldaki duraksamayı merak eden köylülerin cesareti ve durdurulan otobüsten indirilen sivil giyimli iki polis memurunun ataklığı sayesinde, böyle olaylarda herhangi bir karşı tepki almaya alışık olmayan teröristler çıkan çatışmada kaçmak zorunda kalmışlardı.
Köylülerin ve iki polisin müdahalesi beklide büyük bir faciayı önlemişti.
Etrafta bazı terör gruplarının olma ihtimali çok yüksekti ama öyle akla gelmez yerlerde yol kesilip eylem yapılması ve ortadan bir anda kaybolunması biraz tuhaftı. Çünkü bölge buna pek müsait değildi.
Bu tuhaflıklarla beraber bir müddet olaylar devam etti.
Sonra vilayetten gelirken yüzleri poşulu insanlar tarafından yolları kesilen köylülerden biri bir ipucu sezinlemişti.
Yol kesenlerden birinin sesini anımsar gibiydi.
Tanıdık bir sesti sanki… Beklide benzetiyordu.
Günlerce kafasını bu sese yoran köylü vatandaşımız sonunda o sesin sahibinin kim olduğunu çözmeyi becermişti.
Soluğu jandarma karakolunda aldı. Kendilerinin yolunu kesenlerin PKK’lı olmayabileceğini söyledi ve ismini verdiği kişi köyündeki adresinden güvenlik güçlerince hemen alındı.
Öz be öz genç bir Türk çocuğu idi evinden alınan kişi…
Tabi konuşturuldu…
Liderliğini o bölgenin işadamlarından birinin oğlunun yaptığı kırk kişiden müteşekkil bir çete…
Tamamı Türk…
Erzurum DGM’ye sevk edildiler ve haklarındaki yargı kararlarına boyun eğmek zorunda kaldılar.
Haklarında çok şey söylenebilir; alçaklıklarından girilip şerefsizliklerinden çıkılabilir.
Ancak bu olayın bana düşündürttüğü şey her Kürt vatandaşımızı potansiyel PKK’lı olmakla itham eden insanlarımızın fena halde yanıldığıydı.
Terör çok farklı sosyal bir olgu olarak sahne almış ve acı bir oyun sergilemişti.
Artistleri ise Türk’tü üstelik.
Fırsatçılık, alçaklık, cehalet, işsizlik... Ama asıl veçhi ile terörün kirli bir çıkar kavgası olduğunun en ilginç örneklerinden biriydi ve masum insanların canını yakmaktan çekinmemişlerdi.
Silah, uyuşturucu, mazot, elektronik gibi kaçakçılık faaliyetlerini kolaylaştıran ve terörün yaşaması için olmazsa olmaz olan kaotik ortam asıl kirli çıkar savaşlarına ise içerdeki pasta paylaşımlarında sebep oluyormuş demek.
Her türlü pis işi yapabilmek için önce karanlık bir ortam oluşturulmalı.
Zira kötülükler karanlıkları severmiş..!
Ha birde her terörist zannettikleriniz terörist; her bey efendi zannettiğinizde bey efendi olmayabilir.
Feraset Müslüman’ın en büyük vasfıdır, fitneye geçit vermez…